21 Aralık 2011 Çarşamba

AŞKolsun Bana




 AŞKolsun diyorum kendime , neden mi? Hayatımda ençok sevdiğim bu yüce ve güçlü kelime ve duyguyu şimdiye dek satırlara dökmediğim için elbette..

Aşk deyince neden  bir çok insan  dar anlamda kullanıyor bu kelimeyi çözebilmiş değilim. Tahminimce yanlış deneyimlemelerden gelmekte.  Herkes ona gösterilen ve söylenen Aşk ile yetinmeyip Aşk'ın tarifini kendisi  arasa deneyimlese belki sonuç şuan çok daha farklı olur hatta Dünya'yı bile etkilerdi diye düşünüyorum.Çünkü bu gerçekten mühim ve güçlü bir duygu.

  Öyle ki günümüzde evli olanların bu kelimeyi ağzına alması bu nedenledir ki hemen kafalarda soru işareti yaratmaya yetiyor. Evli bir insan ve AŞK  ne ola ki şimdi ? Ancak benim bahsettiğim Aşk , her anlamda yani Bütün'e ait olan herşeye duyulan Aşk. Bir ağaca, denize ,çocuğa, bir çift göze , samimi bir  arkadaşa, bir hayvana, doğa'ya , bir  çiçeğe, karıncaya ... kısaca söylemek gerekir ise bütünden gelen herşeye aşık olur insan çünkü biz kendimizde bütünden geliyoruz. Tabii bunun için önce kendini bulmalı ,tanımalı ve  aşık olmalı insan,  hem de en derinlerde ki kendine. Hergün o içinde ki diğer yarımı ile konuşmadan kendini eksik hissetmeli ki AŞK olsun.

Bir başkasının sesine, gözlerine ya da onun  içinde ki diğer yarısına aşık olamaz mı insan? Olur elbette!  Ben Aşk'sız yaşayamayan biri olarak söylemeliyim ki ben de hep olur ve bana yaşama mutluluğu verir bu Aşk. Neden mi çünkü O'nda da Ben varım. O aşık olduğum yine Ben'im. Bu Aşk hep böyle biline...

Beni anlamayanlara da AŞKolsun diyorum ;)

27 Kasım 2011 Pazar

Düdüklü Tencere

   Bu sabah uyandığımda kendimi ifade edeceğim tek kelime düdüklü tencere oldu. Neden bilmiyorum ama içim fokur fokur kaynıyor sanki. İçimdekileri yavaş yavaş dışarı atmazsam patlayabilirim. Tehlike arzedebilirim etrafıma. En iyisi hafif hafif içerdeki buharı  dışarı vereyim de ortaya karışık, lezzetli bir şeyler çıksın...
   Yapmak istediğim  o kadar çok şey var ki aklımda, gün geçmiyorki listeme yenisi ekleniyor. Zamanımız kısıtlı bu dünyada ondan bu telaşım aslında. Amaaan sonra yaparım diye atamıyorum ki kenara. Ya ''sonra '' yoksa?. Ne zamana kadar ''sonra''ları yaşayacağımız meçhul.  Beni böyle düşünmeye  iten en büyük sebep en yakın çevremden kaybettiklerim oldu sanırsam. Telaş içinde yaşamına bir çok şey sığdırmaya çalışmak yoruyor haliyle beni. Ama olsun tatlı yorgunluklar bunlar, şikayet etmeyeceğim bu kez.

  Yaşamayı seviyorum hem de dolu dolu. Yaşamak istediğim herşeyi sıraya koyuyorum ve teker teker yaşıyorum. Evli ve çocuklu olmayı hayatımda bir engel olarak düşünmedim hiç.Böyle düşünen ve yaşayanlarla ise  ilişkilerim gittikçe zayıflamakta. Ben evlenip ve çocuğu olup değişenlerden de değilim.Öncesinde nasılsam şimdi de öyleyim. Çocuğum olmadan yaptığım tüm çılgınlıkları bugün de yaparım adım gibi biliyorum. Bir dakika bile düşünmeden hem de , çünkü ben herşeyden önce kendim için yaşamalıyım.Bu noktada  Klasik Anne olamayacağım üzgünüm. Herşeyden önce çocuğum gelir diyemem ,desem yalan olur. Bazı durumlar hariç tabii ama onun dışında  herzaman hayatımın ortasında yeralmayacaktır. Kızımlayken yaptıklarım yapacaklarımın garantisidir diyebilirim çok rahat.  Hayatıma giren o küçük varlık bana ne çok şey kattı bir bilseniz. Hayatı daha yakından görmemi sağladı ve hayatta yapılabilecek daha nice güzel şeyler olduğunu gösterdi. Çocuklu olmak uzaktan görüldüğü gibi değilmiş bunu evli ve çocuklular klubünün içine girince anladım.  Monotonluktan epey uzak , renkli, heyecanlı ,eğlenceli bambaşka imiş meğer.  Hele öyle korkulacak bir şey hiç değilmiş. Anne olmak insanın hayal gücünün sınırsızlığını bir kez daha kanıtladı bana.  Bir canlı üretmiş olmanın verdiği mutluluk ise paha biçilemez. Yaratıcı olmak; kendi vücudundan ve ruhundan bir parça sunmak hayata. Ne iyi olmuşta yaratılmışız ve yaratmışız diyorum bazen kendi kendime. Yeni bir varlık yaratmak beni de baştan yaratmış ,ruhumu tazelemiş adeta .
Gerçi  üretmek her anlamda insana iyi gelen bir şey değil midir zaten?

26 Kasım 2011 Cumartesi

KIŞ UYKUSU

Kendi kendime konuşuyorum ne zamandır. Demek yazma zamanım gelmiş diye düşündüm. O kadar doluymuşum ki meğer , nerden başlayacağımı bilemedim. Demek o kadar karışığım buara. Ne kendimi toparlayabildim ne de yazacaklarımı..Daldan dala atlarsam hoşgörün.

   Sanırım bu yılın son tatili idi. Döneli iki hafta olacak. Enazından şimdilik yakın bir tatil planı yok. Emaillerime habire gelen Pegasus kampanyalarından  gözlerimi kaçırmaya gayret ediyorum zira yeni döndük evimize. Tatilden döndüğümüzün  ilk 3 günü hiç dışarı çıkmadım. Sanırım çıkınca gerçekten Köln'e dönmüş olduğumun farkına varmak istemediğimden olsa gerek. Gelir gelmez tekrar gideceğim tarihi planlamaya koyuldum. Geçen bir arkadaşımın da dediği gibi az bir duruyum önce yerimde. Bahar gibi gitmek gerek tekrar buralardan . Kasım sonundayız. Kış başladı başlıyor, bahara  çok var ama...

  Lahanaya benzetiyorum ben kışın bütün insanları.Kışın hepimiz kat kat giyiniriz ya ondan sanırım. Lahana 'da kış sebzelerinden biri  ne de olsa..Görünümü bile soğuk bir sebzedir kanımca. Kışın lahana gibi kat kat giyinenlerdenim ben. Kış kostümümün altında her mevsim kıyafet barındırırım.

  Yılın son ayları bana okulun bitmesine yakın zamanları hatırlatır hep nedense. Koca bir yılın yorgunluğu olur üstümüzde. Kendimizi bile taşıyamacak kadar ağırlaşırız, bir tembellik hali alır başını gider. En güzel yanı da boşvermişlik'tir. Evet tam da  o haldeyim şuan.

   Mevsim geçişinden olsa gerek depresyon mu desem  uyku hali mi desem öyle bir garip hallerdeyim buara. İçim daralıyor sanki. Sadece bende mi ? değil,  aslında herkes böyle . Hatta geçenlerde keşke kış uykusu insanlarda da olsa abartısız bahara kadar uyurum diye düşünürken ilginçtir aynı  hayali kuran başka birinin yazısı ile karşılaştım. Birden bir sevinç kapladı içimi ,yalnız olmadığımı bilmek iyi geldi bana. Kimbilir daha ne çok insan var bizim gibi  kış uykusu hayalini kuran..